Habitat II
 
ÇOCUK VAKFI KARNESİ
HABİTAT II


Birlermiş Milletler (BM) Genel Kurulu, ikinci BM İnsan Yerleşimleri Konferansı Habitat II'yi 3-14 Haziran 1996 tarihleri arasında İstanbul'da gerçekleştirmeye karar vermişti. Habitat II'nin temel ekseni kentleşmenin yönetimi ve yaşamakta olduğumuz ortamların iyileştirilmesidir. Habitat II'nin hedefi dünya kent, kasaba ve köylerinin sağlıklı, güvenilir, adil ve sürdürülebilir bir ortam haline getirilmesidir. Herkese Barınak ve Sürürülebilir İnsan Yerleşimlerinin Geliştirilmesi Habitat II'nin ana ko-
nuları olarak ele alınmıştır. Çocuk Vakfı, her doğan çocuğun güzel bir dünyada yaşama hakkına sahip olduğu felsefi yaklaşımından yola çıkarak Habitat II'ye katıldı. STIC ve Çocuk Kozası ağırlıklı sürdürdüğü çalışmalarda Türkiye Gönüllü Çalışma Grubu'nun kuruluşuna öncülük etti.
Habitat II Türkiye Gönüllü Çalışma Grubu'nun Başkanlığını Yüksek Mimar Dr. Turgut Cansever, Genel Sekreterliğini Mimar Salih Pulcu üstlendi; sözcülüğünü ise Mustafa Ruhi Şirin yaptı. 19 kuruluşun katılımı ile oluşan çalışma grubunun hazırladığı tanıtım metinleri ve raporlar:


TÜRKİYE GÖNÜLLÜ ÇALIŞMA GRUBU

HABITAT II
VE
TÜRKİYE

TÜRKİYE GÖNÜLLÜ ÇALIŞMA GRUBU BAŞKANI

Dr. Turgut Cansever'in Habitat II Konferansı öncesi basın açıklaması.

Bugün dünya nüfusunun %20'sini barındıran şehirlerde 20 yıl içinde dünya nüfusunun %50'sinin ve asır ortasına kadar da dünya nüfusunun %80'inin yaşayacağı biliniyor.
Bu şehirlerde nüfusun yığılmasının sonunda insanlığın, tarih boyunca yaşamadığı bir felaketi yaşama tehlikesini aşmak için yeni politikaların ve stratejilerin geliştirilmesi Habitat II'nin amacını teşkil etmektedir.
Özellikle 20'inci asırda vahşi sömürgecilik sonucu kaynaklar sömürülmüş ve mahalli üretim sistemleri tahrib edilerek fikir ve yapıcı insan gücü de yokedilmiştir. Dünyada fakirleştirilmiş ülkelerde 150 yıldır uygulanan kısıtlayıcı, teferruatçı , kontrolcü, merkezi veya mahalli yönetim sistemleri, meselelerin çözümünü imkansız hale getirmiştir.
Habitat II insanlığın yaşadığı bu en büyük olayın şehirleşmenin getireceği nüfus yığılmasının felaketini bertaraf etmek için yeni ilke, politika ve stratejileri gündeme getirmektedir.
Bugün dünya sermayesinin %20'si hiçbir ahlaki amacı olmayan uluslararası şirketlerin elinde toplanmış bulunmaktadır. Önümüzdeki 40-50 yılda bu vahşi güçlerin dünya servetinin %80'ini ve böylece dünyada varolan bilgiyi de tamamen ele geçirerek, insanlığı tarihi boyunca benzeri görülmemiş bir kölelik dönemini yaşamaya mahkûm etmesini önlemenin tek çaresi Mahalli Millî ekonomileri güçlendirmek olacaktır.
Ülkemizde 1920'lerde 11 Milyon olan nüfus bugün 65 milyon kişidir. Bu nüfusun 30 Milyon kişisi 150 yıl evvel Loncaların feshinden beri hiçbir teknik ve külterel katkı olmadan inşa edilmiş ve her an çökebilecek yapılarda gayri sıhhi şartlara mahkûm edilmiştir. Şehirlerde 15 milyon kişi çökebilecek gecekondularda 3 milyon insanımız gecekondulardan da daha kötü sefalet mahallelerinde ve 16-17 milyon insanımız da son 70 yılda inşa edilmiş havasız, bahçesiz, yeşil alansız sosyal donanımsız apartmanlarda yaşamaktadır.
Bu 70 yıllık şehirleşme süreci devam ettiği taktirde 30 yıl sonra nüfusu 90 milyon ve şehir nüfusu 75-80 milyon kişiye ulaşacak olan şehirlerimizde 55 milyon kişi gecekondularda, 15 milyon kişi de sefalet mahallelerinde yaşamak zorunda kalacaktır.
Hiçbir toplum, halkının %75'ini sefalete mahkum ederek varlığını sürdürümez. Bu felaket ancak halkın yapıcı gücü önündeki engeller kaldırılarak, toplumun bütün yapıcı-üretici gücü harekete geçirilerek, toplumun bu yapıcı gücünün doğru yönde kullanılmasını sağlayacak temel düzenlemeler yapılarak önlenebilir.
Ülkemizde şehirleşmenin, mevcud şehirleri yıkıp yoğunlaştırarak yeniden inşa etmek yolu ile yürütülmesi;
a) Kaynakların israf edilmesine,
b) Yeni yapılaşmada yoğunluk arttırılması, gayri meşru kâr transferi işlemlerinin toplumun esas amacı haline getirilmesine,
c) Çok büyük bir oranda, yapı müsaade düzeninin gayri meşru gayri ahlaki bir faaliyet haline gelmesine,
d) Sanayinin bu düzensizlik ortamında gelişme imkanının kısıtlanmasına, yoğun çevre kirliliğinin oluşmasına,
e) Ülkenin en önemli iktisadi verimlilik ve gelişme alanı olan şehirlerin ülkemizde israf ve iktisadi çöküntü sebebi haline dönüşmesine,
f) Kültürel gelişme odağı olan Şehirlerin yukarıdaki şartlar altında kültürel kirlilik yörelerine dönüşmelerine,
g) Tarihi Kültür ve Mimarlık Mirasımızın yokedilip ülkenin kültürel yoksulluğa mahkûm edilmesine,
h) Konut üretiminin Mimari, Teknoloji ve Maliyet açısından gelişmesi için gerekli şartların yokolmasına sebeb olunmuştur.

Bu olumsuzluklar ancak yeni nüfusun üzerine yerleşebileceği yeni şehirler kurularak aşılabilecektir. Bu yeni şehirlerin kurulması görevini yüklenecek vakıf veya özel şirketlerin kurulmasına imkan vermek zaruri olan tek yoldur.
Bu amaçla;
a) Toplumsal mutabakat ile uzun vadeli politika ve stratejiler tesis edilmelidir.
b) Bu politika ve stratejilerin tanımlanması, geliştirilmesi, uygulanması devletin birinci görevi olmalıdır. Başbakanlığa bağlı ve tam yetkili bir Müsteşarlık oluşturulmalıdır.
c) Devlet tasarrufunda bulunan ülke topraklarının %65'ine tekabül eden 550.000 kilometrekare arazidan takriben 50-60 milyon kişiyi yerleştirmeye yetecek 4.000 kilometrekarelik arazi; hazırlanacak bir "Ülke Yeni Şehirler Macro Stratejisi Planı"nda gösterilen yerlerde şehirleşmeye açılmalıdır.
d) Gelişmeye açılan yeni şehir alanları alt yapı maliyet payını ödemek kaydı ile kullanma hakkı, kendine ev yapanlara kooperatiflere; konut üreticilerine, şehir merkez alanları vakıflara, sanayi alanları sanayicilere, bedelsiz tahsis edilmelidir.
e) Bu yeni şehirlerin oluşumunu teşvik etmek için ve hemen yatırım yapacak olanların iktisadi ve kültürel faaliyetlerin organize olduğu bu ortamlarda bedava arsa verilmesi yatırımların ve nüfusun ülkede dengeli dağılmasını sağlayacaktır.
f) İskân alanlarında, mahallelerde, konut mimarisinin ve üretim teknolojilerinin geliştirilmesi, yatırım ve işletme maliyetlerinde zaruri tasarrufları sağlamak, israfa son vermek üzere; yerleşme düzeni alt yapı ve konut mimarisi için Mimari ve teknik standartları geliştirme çalışmaları başlatılmalıdır.
g) Ülkede yerleşmelerin dengeli dağılımı, şehirleşmede yatırım ve işletme maliyetlerinde israfa son verme ve tasarruf, sanayi kent vs. yatırımlarına zaman kaybettiren zorluklar bertaraf edilerek işlemler kolaylaştırılmalı ve çabuklaştırılmalıdır. Toplumun bütün kesimlerine yüksek kültür değerine sahip bütün sosyal yatırımlardan eşit şekilde yararlanma fırsatı yukarıda sunulan ana politika ve stratejiler ile sağlanınca ülkemiz kendi iç barış ve dayanışmasını gerçekleştirecektir.

Bu takdirde artan ve şehirleşen nüfusun bir korku ve felaket sebebi olması yerine, tahrib edilmiş kültürel kökenlerinden koparılarak en azgın ve seviyesiz bir çirkinleşme girdabına sürüklenmiş olan ülkemiz tekrar barış ve güzellikler cennetine dönüşebilecektir.
Ancak bu yolla ülkemiz kendi Millî Ekonomik Kültür gücünü geliştirmiş olarak uluslararası kuruluşların kölesi olmaktan kurtulabilecektir.
HABITAT II ülke raporu meselelerimizi gerekli derinlikle tarih ve gelecek boyutları ile ele almayan, şehirlerin oluşumunu bir sosyal kader çizgisi içine yerleştiren, toplumdan gelen yönelişleri hesaba katmayan, toplumla bütünleşmek yerine kendi dar bir kadronun ideolojik çevresi ile bütünleşmeyi tercih eden bir anlayışı temsil ediyor. Dünyanın 50 yıldır yanlışlığını gördüğü ve bugün yıkarak kurtulma yoluna gittiği, teknolojik kültürel yanılgı ürünlerini başarı imiş gibi gösteren, Birleşmiş Milletlerin gündeme getirdiği ve özünde Milletimizin Kültürümüzün temelini teşkil eden KATILIM, SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK, ADALET ÜZERE OLMA, ilkelerini sulandırarak sunan, toplumun halkın YAPABİLİR KILINMASI, ŞEFFAFLIK ve YÖN VEREN YÖNETİM tarzını arazi politikaları ile ilgili çalışmaları nasıl gerçekleştireceğini ortaya koymaktan uzaktır. Bu nedenle israfa yönelik standartları devam ettirmek ile ülke geleceğini çıkmaza sokmaktadır.
Bu yapısı ile ülke meselelerini çözmekten uzak olan bu Rapor'un yanlış değerlendirmelerini aşmak, Habitat II'den sonraki çalışmaların amacı olmalıdır.