Deprem Bölgesi Psikolojik Gözlem ve Çalışma Raporu
 


Depremi en az fiziksel boyutu kadar hatta nicelik ve etki alanı olarak daha önemli sayabileceğimiz psikolojik boyutu ile de ele almalı ve aşmaya çalışmalıyız. Çünkü psikolojik boyutu ile depremden daha fazla insan etkilenmiştir.

Çocuk Vakfı 17 Ağustos 1999-9 Ocak 2000 tarihleri arasında Adapazarı, İzmit, Yalova, Bolu (Düzce-Kaynaşlı) deprem bölgelerinde sürdürdüğü rehabilitasyon ve psikolojik danışmanlık çalışmaları ile ilgili olarak Deprem Bölgesi Psikolojik Gözlem ve Çalışma Raporu hazırladı. Psikolog Sami Erdoğan ve Psikolog Belkıs Ertürk'ün hazırladığı raporun özetini sunuyoruz.

Çocuk Vakfı Deprem Bölgesi Psikolojik Gözlem ve Çalışma Raporu:
Ülkemiz, Marmara ve Batı Karadeniz bölgeleri ağırlıklı olmak üzere 17 Ağustos 1999 tarihinden itibaren bir deprem süreci yaşamaktadır. İnsanlarımız bu süreçten çok değişik ve çeşitli boyutlarda etkilenmişler ve etkilenmeye devam etmektedirler.
Kontrol edilemeyen bir olgu olarak deprem, insanı fiziksel ve psikolojik boyutları ile etkilemektedir. Günlük deneyimlerimizin çok ötesinde bir deneyim olan deprem, fiziksel ve psikolojik bütünlüğümüze tehdit oluşturan bir unsur olarak travmaya sebep olmaktadır.
Depremi fiziksel boyutu ile toplum olarak tüm şiddeti ile ve ağırlığı ile yaşıyor ve aşmaya çalışıyoruz. Ancak depremi, en az fiziksel boyutu kadar hatta nicelik ve etki alanı olarak daha önemli sayabileceğimiz psikolojik boyutu ile de ele almalı ve aşmaya çalışmalıyız. Çünkü psikolojik boyutu ile depremden daha fazla insan etkilenmiştir.
Deprem, kişide güvende olma duygusunu (safe) ileri derecede yıpratır ve zedeler. İleri derecede yıpranma ve zedelenme neticesinde kişide güvende olamama duygusu (insafe) meydana gelir ve psikolojik belirtiler (symptom, syndrome) gelişir. Buna bağlı olarak psikolojik sağaltımda da (psychotherapy) gerçekleştirilmesi gereken; ileri derecede yıpranan ve zedelenen güvende olma duygusunun yeniden tesisi, tekrar kazanımıdır. Bu durum, çoğu kez psikolojik belirtilerin sona ermesini sağlayacak ya da psikolojik sağaltımı oldukça kolaylaştıracaktır.
Gerek çocuk gerekse yetişkin olsun kişide deprem sebebi ile oluşan belirtiler çeşitlidir ve farklılık gösterir. Bunun sebebi; herhangi bir belirti, bir takım olguların bileşimi neticesinde ortaya çıkmaktadır. Bu bileşenleri şöyle sıralayabiliriz:
1-Kişilik Özellikleri: Sağlıklı ve sağlıksız tüm davranışların temel belirleyicisi kişilik yapısıdır. Yetişkinler için tüm olumlu ve olumsuz özellikleri ile kişilik bütünü, çocuklarda ise gelişmekte, tamamlanmakta olan kişilik yapısı söz konusudur.
2-Travmaya Sebep olan Tecrübenin (Depremin) özellikleri: Depremin şiddeti, süresi gibi özelliklerdir.
3-Kişinin Yaşadığı Tecrübeye Yüklediği Anlam (Cognition): Kişinin, yaşadığı felaketi anlamlandırma içeriğidir.
4-Travma Sonrası Şartlar: Travma sonrasında yıpranan ve zedelenen güven duygusunun yeniden tesisi ve kazanımı yönünde bir ortamın; yardım ve şartların bulunup bulunmamasıdır.
5-Yetişkin Tepkilerinin içselleştirilmesi: (Bu madde, yalnız çocuklar için geçerlidir) Özdeşim (identification) mekanizmasının doğal bir sonucu olarak her çocuk, özdeşim kurduğu yetişkinin davranışlarını model alır ve uygular.

Deprem bölgesinde hemen herkes tarafından gözlenen, fark edilen durum, depremi yaşamış insanlarımızın büyük çoğunluğunun çeşitli oranlarda psikolojik belirtiler geliştirmiş olmalarıdır. Bu, olağan bir durumdur. Depremden hemen sonra ilk bir ay içerisinde başlayan ve biten sorunların psikolojik hastalık (psychopathology) boyutu olmayıp bu belirtiler olağanüstü koşullara verilen olağan tepkilerdir.
Sosyal destek olarak isimlendirdiğimiz gerek kamu kurumlarının ve gerek sivil kuruluşların depremden etkilenen vatandaşlarımızın her türlü maddi, fiziksel ihtiyaçlarını (yiyecek, giyecek, eşya) karşılamalarının önemi gözlenmiştir. Maddi yardımlar sadece fiziksel ihtiyaçları gidermekle kalmayıp aynı zamanda yıpranan, zedelenen güven duygusunu da tuğla tuğla örerek yeniden kazanımını sağlamaktadır.
Deprem bölgesinde gözlenen en belirgin tepki korkudur. Depremden etkilenen insanlarımız çok değişik biçimde korkular geliştirmişlerdir (ses, gürültü, gelecek, insanlardan korku gibi).
Deprem bölgesi insanlarımızda çok sık olarak inkâr etme durumu gözlenmektedir. Özellikle ağır, dayanılması güç kayıpları olan kişiler bu mekanizmayı geliştirmektedirler.
Deprem bölgesinde sıkça gözlenen bir durum olarak yetişkinlerin çocuklarını güvenlikleri açısından deprem bölgesi dışına göndermeleridir. Bu ise olası yeni bir depreme karşı tedbir davranışıdır. Ayrıca, yetişkinler mevcut imkânları çocukları için kullanabilmek uğruna hem fiziksel hem de psikolojik sağlıklarını ihmal etmektedirler.
Yine deprem bölgesi insanlarımızda beklentisel kaygı (expectational anxiety) sıkça gözlenen bir davranış biçimidir. İnsanlar, sanki her an kötü bir şey (deprem) olacakmış gibi sürekli bir beklenti içine girmektedirler. Beklentisel kaygıya bağlı olarak insanlarda uykuya direnç, mekana girememek, genel dikkatte dağınıklık gibi tepkiler ve yeni davranışlar görülmektedir. İnsanlar özellikle saat 03'e kadar uyuyamamakta ya da saat 03'e gelirken uyanmaktadırlar. Bu yeni davranışın, belirtinin, büyük ölçüde 17 Ağustos depreminin saat 03'te meydana gelmesi ile ilgili olduğu düşünülmektedir.
Ayrıca beklentisel kaygıya bağlı olarak yeni bir davranış olarak mekana girememek belirtisi de çok sık gözlenen bir durumdur. İnsanlar etkilenme içeriklerine bağlı olarak depremi yaşadıkları mekana -ki bu genelde evleri olmaktadır- veya evleri ile beraber başka mekanlara da girememektedirler. Çocukların okula gitmek istemeyişleri gibi. Yine, genel dikkatte dağınıklık, özelde ise depreme karşı aşırı dikkat geliştirme davranışı da sıkça karşılaşılan, gözlenen yeni bir davranıştır. Deprem dışı konularda dikkat oldukça azalmış, depreme karşı ise aşırı dikkat gelişmiştir. Azalan dikkat adeta deprem konusuna transfer olmuştur. Böylece insanlar kendilerini olası bir depreme karşı hazırlıklı hissetmektedirler.
Depremden etkilenen çocuklarda ise genellikle gerileme davranışları gözlemlenmiştir (regression). Çocuklar ait oldukları, bulundukları yaş ve gelişim döneminden daha önceki yaş ve gelişim dönemlerine ait olan bazı davranışları sergilemektedirler. Bu davranışlar daha çok çocukça konuşma, yetişkinlere çocukça yapışma, ayrılmak istememe, sürekli nazlanma, parmak emme (özellikle başparmak), hırçınlık nöbetleri gibi davranışlar olmakla birlikte alt ıslatma (enuresis) ve dışkı kaçırma (encopresis) gibi belirtiler de olabilmektedir.
Yine çocuklarda yeni bir davranış olarak saldırganlık görülmektedir. Çocuklar iletişimlerinde ve işlerini halletmede ve hatta oyunlarında saldırganca davranışlara eskisine oranla daha fazla yer vermektedirler.
Deprem bölgesinde özellikle çocuklarda çok soru sorma hali de sıkça rastlanan bir davranış şeklidir. Çocuklar, başta ebeveynleri olmak üzere yetişkinlere deprem ile ilgili tekrar tekrar sorular sormaktadırlar.
Deprem bölgesinde sıkça rastlanan ve gözlenen bir durum da bedensel şikayetlerin artmış olduğudur. Özellikle mide ile ilgili ve halsizlik yakınmalarına yönelik müracaatlar oldukça artmıştır. Bu şekilde insanlar yoğun stres durumunda psikosomatik belirtiler ve hastalıklar geliştirmişlerdir.
Gerek çocuk, gerek yetişkin olsun depremden etkilenen insanlarımızda çökkünlük (depresyon) gözlemlenen bir tablodur. İnsanlar geleceğe karamsar bakmakta, gelecekle ilgili planlar yapmamakta, ümitsizliğe düşmektedirler. İştah kaybı, uykusuzluk ya da tam aksi iştahta artış , uykuda artış (maskeli depresyon) ve halsizlik belli başlı yakınmalardır. İnsanların sürekli yaşadığı olumsuzlukların böyle bir tabloyu hazırladığı düşünülmektedir.

Gözlemlenen bu belirtiler karşısında Çocuk Vakfı'nın önerileri şöyle:
* Fiziksel ihtiyaçların karşılanmasının önemine binaen -ki sadece fiziksel ihtiyaçları karşılamakla kalmayıp psikolojik ihtiyaçları da karşılamaktadır- psikolojik destek ve yardımın yanı sıra fiziksel, maddi yardımlar düzenli ve sürekli yapılmalıdır.
* Travma etkilerinin travmanın yaşandığı yerde giderilmesi prensibi gereğince yerinde yardım sağlanmalıdır. Böylece insanların yaşadıkları ortama katkıda bulunarak onların durum ile mücadelelerine yardımcı ve teşvik edici olunmalıdır.
* İnsanlarımızın durumla başedebilmelerine ve mücadelelerine yardımcı olabilmek için bilinçlendirmeye önem verilmelidir.